Bir varmıs bir yokmuş.
Bir zamanlar uzak bir ülkede Ali Baba ve Kasım adlı iki kardeş yaşarmış.
Ali baba son derece dürüst ve iyi niyetli,
Kendi halinde odunculuk yaparak hayatını kazanırmış.
Kasım ise kıskanç ve gözü doymaz, kötü kalpliymiş.
Bir gün ali baba ormanda odun kesip toplarken onlarca atlının dolu dizgin geldigini gormus.
O da korkup ağaca çıkmış.
Yanındaki eşeği de o kadar korkmuş ki, zavallı eşek çalıların arasına sinmiş.
Aman Allahım.
1..2...3...40 taneler.
Sanırım bunlar,
Herkesin altınlarını çalan 40 haramiler olmalı.
Onlar gidene kadar burda saklansam iyi olacak!
Ali Baba, merakla 40 haramileri izlemeye başlamış.
Haramilerin başı bir kayanın önünde atından inmiş ve yüksek sesle bağırmış.
Açıl susam açıl!
Bağırmasıyla beraber, kocaman taş, yana kayarak açılmış ve bir mağara ortaya çıkmış.
Haramiler hep birlikte içeri girmişler.
Ağaçtan inmeden onları beklemeliyim.
Hepsinin elinde torbalar vardı,
insanlardan çaldıkları altınları galiba burada saklıyorlar.
Allahım bana yardım et!
Korkudan ve şaşkınlıktan zaten kıpırdayacak hali kalmayan Ali Baba sessizce ağaçta beklemiş.
Bir süre sonra, tekrar kaya kapı açılmış ve tüm haramiler içeriden çıkmış
Kapan susam kapan!
Haramilerin hepsi atlarına binip uzaklaşmışlar.
Ne kadar korksa da, Ali Baba mağaranın içindekileri çok merak ediyormuş.
Haramilerin yeteri kadar uzaklaştıklarından emin olunca,
ağaçtan inmiş ve kayanın önüne geçip duyduklarını tekrarlamış.
Açıl susam açıl!
Mağaranın kapısı birden gürültüyle açılmış.
Vay be!... Ben söyleyince de açıldı.
Alibaba korkarak içeri girmiş.
Etraf çok karanlıkmış.
Dar bir yoldan yürüyerek, mağaranın daha da derinlerine inmiş.
Birkaç dakika yürüdükten sonra mağaranın içinde, büyük, geniş bir alana ulaşmış.
Meğer haramiler altınlarını burada saklıyorlarmış!
Gördükleri karşısında Ali Baba'nın şaşkınlığı bir kat daha artmış!
Gözlerine inanamamış.