Cem sağını solunu bilmiyordu

Cem güler yüzlü bir çocuktu. Annesini üzmez, kardeşleriyle iyi geçinirdi. Onu herkes severdi. İlkokula yeni başlamıştı. İlk gün, bahçede boy sırasına göre diziliyorlardi. Cem, Erdal’a eş olmuştu.

Öğretmen:

— Çocuklar şimdi eşlerinizi iyi tanıyın. Biraz sonra sırayı dağıtacağım. Benim yardımım olmadan, eşinizi bulup sıradakı yerinize geçeceksiniz, dedi. Cem ile Erdal dikkatle birbirlerine baktılar. Bir süre sonra öğretmen:

— Sırayı bozup dağılın, diye bağırdı.

Çocuklar bahçenin dört bir yanına dağıldılar. Yeniden dizilmeye gelince, pek çoğu eşlerini bulmakta zorluğa düştüler.

Cem dudağını sarkıtmış çevresine bakınıp duruyordu. Ötede Erdal da onu arıyordu. Daha sonra, öğretmenin yardımıyla, bir kez daha eskisi gibi dizildiler, «Eşler el ele tutuşsunlar.» dedi öğretmen. Çocuklar birbirlerinin ellerini sıkı sıkı kavradılar.

Öğretmen:

— Ali, sol tarafındaki arkadaşına bak. Adını sor, diye seslendi.

Ali biraz durakladı. Sol yanını kestirememişti. Öğretmen yanına gelerek:

— Sol kolun hangisi? diye sordu. Ali cevaplayamadı. Yalnız Ali değil pek çok öğrenci sağ koluyla solunu ayıramıyordu. Hele Cem,.. iliç bilemiyordu sağını solunu. Öğretmen, çocuklara sağlarını sollarını belletmek için birçok yol denedi. Bazi çocuklar çabucak kavradılar. Bazıları ise öğrenemediler. Cem de belleyemiyordu bir türlü.

Akşamüstü eve dönünce, okuldaki çalışmaları annesine anlattı. Sağ koluyla sol kolunu ayırt edemediğinden yakındı.

Annesi:

Ondan kolay ne var oğlum! Bebekken, sağ koluna çiçek aşısı yaptırmıştım. Koskocaman iz bıraktı, diyerek Cem’in gömleğinin kolunu sıyırıp aşı izini gösterdi:

— Bak, işte bu sağ kolun! Unutma, aşılı kolun sağ kolun, dedi,..

Aradan birkaç gün geçti. Annesi o gün aşure yapmıştı. Bir bölüğünü tabaklara koyup komşulara dağıtacaklardı... Cem dağıtma içinde annesine yardım ediyordu. Yakın komşuların hepsine birer tabak götürüp verdi.

Annesi:

— Yoruldun oğlum. Eline sağlık, sadece bir tabak kaldı. Onu da Hacı teyzelere götüreceksin, dedi.

Cem:

— Onlar ev değiştirdiler. Yeni evlerini bilmiyorum.

— Ben anlatırım şimdi. Eski evlerine yakın sayılır. İki sokak aşağıya ineceksin. Sağdaki ikinci sokağa sapacaksın. Sokağın sonuna doğru, küçük bir çeşme var. Onun yanındaki ev. Kapıdan girince beş basamaklı bir merdiven çıkacaksın. Sonra sağdaki kapıyı çalacaksın, anladın mı?

Cem şöyle bir düşündü ve:

— Anladım galiba, dedi. Annesi aşure kabını uzatırken, evi bir kez daha tarif etti...

Cem:

— Bu çok büyük bir tabak anne üstelik ağır da... diye sızlandı.

Annesi:

— Onlar kalabalık bir aile oğlum. Az yollarsak ayıp olur. Tabağa dikkat et, elinden kaydırma sakın... diyerek onu kapıya yöneltti.

Cem, Haci teyzelerin eski evinin önüne gelince, şöyle bir durup çevresine bakındı. Sonra aşağı yola doğru yürüdü. İkinci sokağı buldu. Bu sokak sağlı sollu, iki yana uzayıp gidiyordu. Hangisine sapacagını düşündü: Sağdakine demişti annesi. Fakat o, sağını unutmuştu yine... Tam o sırada, Haci teyzelerin eski komşularından biri çıktı karşısına. Cem hemen ona yolu sordu. Sokağa girince, çeşmeyi ve evi kolayca buldu. Bahçe kapısı açıktı. İçeriye girip beş basamaklı merdiveni çıktı... Sahanlığın sağ ve sol yanında iki kapı vardı.

Cem:

— Hangisini çalacaktım? diye mırıldandı. Sağdaki kapıyı çal, demişti annesi. Fakat Cem sağını solunu kestiremiyordu bir türlü.

Aşure kabını göğsüne bastırıp, gömleğinin bir kolunu yukarıya doğru sıyırmaya girişti. Amacı aşı izini bulmaktı. Yorgunluktan ve sıkıntıdan ter içinde kalmıştı. Gömleğini çekiştirirken birden, aşure kabı kollarından kaydı. Ustune doğru devrilip yere düştü. Cem’in giysileri, aşureye bulandı. Porselen kap kırılmış, bin parça olmuştu. Gürültüyü duyan Hacı teyze:

— Hayırdır inşallah! diyerek kapıya koştu. Cem ile burun buruna geldiler. Cem şaşkınlık içinde bir an durakladı. Sonra ağlayarak, Haci teyzenin kucağına atıldı...

To start learning, sign up for free.