Değirmenci, Oğlu ve Eşek

Uzun yıllar önce bir değirmenciyle oğlu varmış. Değirmenci çok yaşlıymış. Oğlu ise on beşinde genç bir delikanlıymış.

Değirmenin yanı başındaki kulübede yoksul bir hayat sürerlermiş.

Bir süre sonra değirmencinin işleri iyice bozulmuş. Kimse değirmene un öğütmeye gelmez olmuş.

Bunun üzerine değirmenci kara kara düşünmeye başlamış.

Oğlunu çağırıp demiş ki:

— Tek çaremiz emektar eşeğimizi satmak.

Baba oğul, eşeklerini satmak için yola çıkmışlar. O gün, kasabada pazar kurulacakmış. Kasabaya kadar da epey yolları varmış.

— Şu yaşlı eşeğin, dinç ve sağlıklı görünmesi gerekir. Yoksa ona kimse para vermez, demiş babası.

İşte bu düşünceyle eşeği kasabaya kadar yürütmemeye karar vermişler.

Hemen uzunca bir sopa almışlar. Eşeği ayaklarından sopaya bağlamışlar. Sonra da kaldırıp sırtlarına almışlar. Eşek bu hâliyle tıpkı tavandan sarkan bir avizeye benziyormuş.

Yolda karşılarına bir köylü çıkmış. Onların bu hâlini görünce şaşkınlığını gizleyememiş. Değirmenciyle oğluna dönmüş:

— Anlaşılan sizde hiç akıl yok. Hiç eşek sırtlanıp taşınır mı, demiş.

Değirmenci, adama hak vermiş. Aklı başına gelmiş. Başkalarının da alay edeceklerini düşünmüş.

Hemen hayvanı askıdan indirmiş. Katmış önüne. Eşek bu durumdan hoşlanmamış tabi. Başlamış anırıp bağırmaya.

Bu sefer değirmenci, oğlunu eşeğe bindirmiş. Böylece kendisi de arkalarından yürüyerek yola devam etmişler.

Bir süre böyle gitmişler. Karşılarına üç köylü çıkmış. Köylülerin en yaşlısı, delikanlıya bağırmış:

— Yaşlı başlı baban yürümekte. Sense eşeğin sırtında keyfindesin. Yaya gitmek sana düşer. İn bakayım aşağıya!

Değirmenci, adama hak vermiş. Hemen çocuğu aşağı indirmiş. Eşeğe kendisi binmiş.

Bu şekilde bir süre daha yol almışlar.

Derken karşılarına üç kız çıkmış. Kızlardan biri:

— Çok ayıp doğrusu. Zavallı oğlun yorgunluktan yürüyemiyor. Sen, eşeğin üstüne kurulup oturmuşsun. Sen nasıl bir babasın?

Değirmenci bu sözlere dayanamamış. Kıza cevap vermiş:

— Sen karışma bakayım! Sana ne... Hem ben çok yaşlıyım.

Bu kez diğer kızlar da başlamışlar söylenmeye.

Sonunda değirmenci yine kendini haksız bulmuş. Oğlunu da almış eşeğin sırtına.

Daha otuz adım gitmemişler, karşılarına bir grup adam çıkmış. Başlamışlar dırdır etmeye homurdanmaya.

— Zavallı eşek! Bu kadar yükün altında ölecek. Zavallı hayvana acımıyor musunuz? Siz de insaf yok mu?

Bu sözler üzerine değirmenci ile oğlu eşekten inmişler. Üçü birden yola koyulmuşlar.

Bir hayli yol almışlar.

Onlar bu şekilde yürürken yine bir adamla karşılaşmışlar. Adam başlamış bilgin bilgin konuşmaya:

— Eşek keyfinden kuyruğunu sallaya sallaya yürüyor. Sahibi arkada oflaya puflaya gidiyor. Vallahi sizin yaptığınıza ne demeli bilmem?

Değirmenci sonunda dayanamamış:

— Yeter artık! Bundan böyle canım nasıl istiyorsa öyle gideceğim. İster beğenin, ister beğenmeyin... İster konuşun, ister susun, diye bağırmış.

Dediğini de yapmış. Kendi bildiğince yoluna devam etmiş.

To start learning, sign up for free.