Yoksul Tamirci ile Zengin Adam

Uzun zaman önce yoksul bir tamirci yaşarmış. Sokak sokak dolaşır, eski ayakkabıları tamir edermiş.

Sabahtan akşama kadar çalışırmış. Yorulmak nedir bilmezmiş.

Yoksul tamircinin en sevdiği şey şarkı söylemekmiş. Bir yandan ayakkabıları tamir eder bir yandan da şarkı söylermiş.

Onun dinleyen hastaların, yaşlıların yüzü gülermiş. Dertliler bir anda sıkıntılarını unuturmuş.

Yoksul tamircinin bir komşusu varmış. Tamircinin kulübesinin bitişiğindeki bir köşkte otururmuş. Çok zenginmiş.

Zengin olmasına zenginmiş ama hiç mutlu değilmiş. Bir gün bile yüzü gülmezmiş. Hele şarkı hiç söylemezmiş. Üstelik bütün gece uyuyamazmış.

Ne yapsa ne etse boşunaymış. Mışıl mışıl bir uykuya dolamazmış.

Ancak sabaha karşı biraz uykusu gelirmiş. Tam uykuya dalarken tamircinin şarkısını duyarmış.

Tamircinin neşeli şarkısı dört bir yana yayılırmış. Zengin adam tamirciye imrenirmiş. Kendi kendine dermiş ki:

— Şu adamın keyfine bak. Besbelli rahat bir uyku çekmiş. Şimdi de neşeyle şarkılar söylüyor. Ya ben? Bir saniye gözümü kırpmadım. Keşke şu uyku da pazarda satılsaydı, peynir ekmek gibi!

Bir gün tamirciyi evine davet etmiş. Amacı bu neşeli adamı biraz tanımakmış. Neyse, yoksul adam bu daveti kabul etmiş. Yemişler, içmişler... Sohbet etmişler.

Yoksul tamirci o akşam en güzel şarkılarını söylemiş.

Zengin, tamirciye sormuş:

— Böyle neşeli olduğuna göre kazancın da iyidir, öyle değil mi?

Tamirci sakin sakin cevap vermiş:

— Kazancım kötü sayılmaz. Kimi gün çok, kimi gün az kazanıyorum. Fakat bayram günlerinde boş boş otururum. Yeni pabuçlar alan insanlar beni bir süre çağırmazlar.

Tamircinin anlattıkları zenginin hoşuna gitmiş. Üstelik şarkılarını da doyasıya dinlemiş. Sonra gülerek tamirciye:

— Al şu yüz altını. İyice sakla. İşsiz kaldığın bayram günlerinde harcarsın, demiş.

Eskici, şaşkın baka kalmış altınlara. Hiç bu kadar altını bir arada görmemiş ki zavallı! Heyecanla bağırmış:

— Bu kadar altınla yıllarca geçinilir. Sağ olun efendim. Ben de en güzel şarkılarımı sizin için söyleyeceğim, demiş.

Bir torba altınla evine dönmüş. Önce heyecandan ne yapacağını bilememiş. Sonra altınları saklamak aklına gelmiş. Öyle ya! Bir hırsız gelip altınlarını çalarsa...

Hemen bahçeye çıkmış. Uygun bir yer aramış. Sonunda altınlarını bir ağacın altına gömmüş.

Bundan sonraki günlerde tamirci uyku uyuyamaz olmuş. Bütün gece altınlarını düşünmüş. Artık çok zenginmiş. Ama kaygısız, rahat uykularını bir daha uyuyamamış.

Böylece, altınlarla birlikte uykularını da gömmüş toprağa.

Sabaha kadar kulağı tetikteymiş. Bir kediden bile kuşkulanır olmuş.

Bütün dostları, arkadaşları sanki ona düşman olmuş. Sanıyormuş ki herkes altınlarının peşinde.

İşte böyle türlü kaygı ve üzüntülerle günleri geçiyormuş.

Sonunda şarkı da söylemez olmuş. Rahatı, huzuru kalmamış.

Zavallı tamirci onunda dayanamamış. Kalkmış, gitmiş zengin komşusuna.

Elinde altın torbasıyla çıkmış adamın karşısına:

— Al altınlarını! Eksik olsun! Ben altın değil, uykularımı ve şarkılarımı istiyorum. Onlar benim için daha değerli, demiş.